22 Kasım 2011 Salı


Hayatın kocaman ellerindeki minicik bir kuş gibiyim. Herkes kafasına göre onun beni soğuktan korumaya çalıştığını söylüyor ama ben cayır cayır yanıyorum kimse görmüyor. Bana şefkat gösterdiğini sanırken öyle sıkıyor ki, çok acıtıyor. Nereye doğru esip, akıp gidiyorsa beni de sürüklüyor. Ama ne kadar dikkatsiz. Çukurlara girip duruyor, oraya buraya çarpıyor, yalpalıyor...başım ağrıyor...

Bazen "e yeter ama bana bak!" demeye yeltenip, sessizliğimi bir yumak yapıp tekmeyi koymaya kalkıyorum; bu defa da “şşşştt! Ses'siz ol. İnsanları rahatsız ediceksin!” deyip yumağı tıkıveriyor ağzıma...nefes alamıyorum...

Ses mi olayım? Sessiz mi olayım?  İz mi olayım? İzden mi gideyim? Geri mi döneyim? Bir tepeye çıkıp, yok yok, taa Everest'e çıkıp kendimi insanlığın ortasına mı fırlatayım? "İnsanlık mı kalmış çakılır kalıverirsin akıllı ol" diye suratıma suratıma çarpan dalganın kelepçesine ellerimi takıp "sahildeki kulübem"e mi gideyim? ...kafamın içinde bir sürü şey dönüyor... ne bir sürüsü? sürü sürü şey dönüyor...

Ara sıra kafamı parmaklarının arasından çıkarıp neler olup bitiyor diye bir göz atmaya kalkıyorum -ki- hayatın eteklerinden dökülen can kırıkları, toz pembe hayallerin dağılan tozları, yakayı zalimlere kaptırmış vicdanın yerli yersiz ağıtları, hak ile batılın koyun koyuna rezil vaziyetleri gözbebeklerime hücum ediyor...gözlerim yanıyor...

Off...sanırım yine migrenim tutuyor.