bugün yağmur var Ankara'da ve ben İstanbul'u özledim...
Dünyaya en çok yakışan şey yağmurdur sanki; ama İstanbul'a en çok yakışan şey kesinlikle yağmurdur. Şöyle Boğaza sıfır bir temel atmak kendine, dalgaları izlemek sakin sakin, dalgaların yağmurla bütünleşmesini seyretmek; ve kendini damlalara bırakmak, yağmurla bütünleşmek yavaş yavaş, dalgalara benzemek, sonra dalga olmak, ve akmak boğaza usulca...ve boğaz olmak...
Saat sabahın yedisi ve Tuluyhan Uğurlu'yu dinliyorum. Sofya'da Dans ediyorum. Sofya'da Meryem'i görüyorum, gülümsüyor. Ve Mehmet Han giriyor içeri. Meryem kapıda karşılıyor O'nu. "Hoşgeldin" diyor. Mehmet Han tedirgin ama Meryem gülümsüyor. Bir anahtar veriyor O'na. Mehmet Han gülümsüyor. İkisi de emanetçi. Meryem'i seviyorum... Mehmet Han'ı seviyorum...
Saat sabahın yedisi ve ben Sofya'da dans ediyorum. Bir çift kanat takıp çıkıyorum Sofya'dan; Sofya'dan açılıyorum İstanbul'a. Topkapı'ya uğruyorum, Süleyman'ı görüyorum. O da boğazı izliyor balkonundan. Gözlerini pek seçemiyorum. Fakat gözlerinde aşk var, biliyorum. Birbirine gölge düşürmeyen iki aşk. İki Sultan'a duyulan asil bir aşk. Tek bir Aşk...
Sonra harem kapısından süzülüveriyorum içeri, ipek şalvarlı, altın saçlı, kömür bakışlı, inci tokalı cariyeleri görüyorum. Kimisi havuz başında yağmuru izliyor, kimisi top oynuyor, kimisi elinde kitap sayfaları, düşünüyor, düşlüyor, tarihe kısacık bir not düşüyor... Saflık, emniyet, heyecan, gülüşmeler, cıvıltılar, hıçkırıklar, hayaller, bir sürü hayaller ve ilim akıyor bu kapıdan...bir de oyun...bir top kaçıveriyor dışarı...bir top dışarı kaçıyor...
Süleymaniye'ye takılıyor gözüm. Süleymaniye'de bayram sabahı. Müslümanların bayramı; sabah namazı... bir dede var şadırvanda ellerini yıkıyor , tanıdık sanki ama benim dedem değil. Belki de benim dedem? Bilmiyorum. Ellerinden öpüp ayrılıyorum önce bana sonra uzaklara bakıyor, denizin öteki kıyılarına. Yunan illerine. Belki benim dedem. Bilmiyorum.
Hisar'a varıyorum, Galata'ya konuyorum, tramvaya biniyorum, yedi tepenin yedisine bir tüy bırakıyorum, Eyüp Sultan'a "Hoşgeldiniz" deyip, Fethi Paşa'yı ziyaret edip bir hal hatır sorup, doğruca Ortaköy'e gidiyorum, bu örülü şehrin dantelasına yeni bir mekik dokuyorum.
Sonra Kız Kulesi'ne varıyorum. Kanatlarımı Kız Kule'sindeki prensese verip boğazın kıyısına bırakıyorum kendimi. Boğaz'a damlalar düşüyor, damlalar dalga oluyor ve dalgalar Boğaz oluyor. Üzerime damlalar düşüyor ve ben bir dalga olup Boğaz'a akıyorum. Ben Boğaz oluyorum...